Metnin üslup özelliklerini belirler.
2. ÜNİTE: HİKÂYE · OKUMA 1. 1960 sonrası dönemden dört hikâye örneği 2. Küçürek (minimal) hikâye örnekleri Dil Bilgisi Konuları: - Metinler üzerinden imla ve noktalama çalışmaları yapılır. - Metinler üzerinde kelimede anlam ile ilgili çalışmalar yapılır.
Aşağıdaki hikâyeyi okuyunuz.
Su Günü
Yetmişli yılların başıydı. Şehrin kenarındaki tepeye kurulan gecekondu mahallesine su, haftada iki gün geliyordu. O günlerde kadınlar, ellerinde bidonlarla sabahın köründe çeşmenin başında sıraya girerdi. On iki yaşındaki Zehra da iki bidonu zor taşıyan kollarıyla sıradaydı.
— Kız, sen okula gitmeyecek misin? dedi yanındaki Fadime Teyze.
— Su gelmezse anam çamaşırı yıkayamaz, dedi Zehra. Okul kaçmaz ya!
Aşağıda, şehrin ortasında yeni apartmanlar yükseliyordu. Tepeden bakınca camları güneşte parıldayan, beyaz badanalı, yüksek yapılardı bunlar. Zehra'nın babası o apartmanlardan birinde kapıcıydı. Her akşam eve, başkalarının musluklarından akan suyun hikâyesini getirirdi:
— Orada su hiç kesilmiyormuş, kız. Banyolarında küvet varmış, küvet!
Zehra bidonları doldurup yokuşu tırmanırken okulun zilini duydu. Durdu, dinledi. Sonra bidonları yere bırakmadan yürümeye devam etti.
(Hikâye metni bu soru için özgün olarak yazılmıştır.)
Hikâyenin üslubuna ait iki özelliği metinden birer örnekle gösteriniz.
Kişilerin konuşmalarında yerel ve günlük söyleyişlere yer verilmesinin hikâyeye katkısını açıklayınız.
Aşağıdaki hikâyeyi okuyunuz.
Gece Yarısı
Saat üçü on geçiyor. Yine uyuyamadım. Duvardaki saatin tıkırtısı, alt kattaki dairenin televizyon cızırtısına karışıyor. Bu apartmanda yirmi dört daire var; ben hiçbirinde oturanın adını bilmiyorum. Asansörde karşılaştığım adam her sabah "Günaydın." diyor, ben de "Günaydın." diyorum. Hepsi bu.
Annem olsaydı şimdi ıhlamur kaynatırdı. Kasabadaki evimizin mutfağı geliyor gözümün önüne: kuzine, üstünde çaydanlık, pencerenin önünde sardunyalar... Ben o pencereden bakıp büyük şehre gitmenin hayalini kurardım. Ne garip, şimdi bu şehrin en yüksek binalarından birinde o küçük pencereyi özlüyorum.
Yarın yine iş var. Dosyalar, imzalar, telefonlar... "Yarın" diyorum ama yarın da bugünden farklı olmayacak. Belki de sorun şehirde değil, bende. Belki ben hiçbir yere tam olarak ait olamayan biriyim.
Saat üçü on iki geçiyor. Zaman bile bu gece ağır akıyor.
(Hikâye metni bu soru için özgün olarak yazılmıştır.)
Hikâyenin cümle yapısına ilişkin üç üslup özelliğini metinden örnekleyerek açıklayınız.
Hikâyede birinci kişi ağzından ve konuşma diline yakın bir anlatım kullanılmasının üsluba kattığı özelliği açıklayınız.
Bu üslup özelliklerinin hikâyenin temasıyla nasıl uyum sağladığını açıklayınız.
Aynı durumu anlatan iki metni okuyunuz.
Metin A: Akşam, şehrin üzerine ağır bir kadife gibi çökerken Selim, rıhtımdaki demir babaların gölgesinde, yıllardır ertelediği o mektubu cebinde bir taş gibi taşıyordu; denizin kurşuni sesi sanki onun söyleyemediklerini dalga dalga kıyıya getiriyor, sonra yeniden alıp götürüyordu.
Metin B: Selim rıhtıma geldi. Cebinde mektup vardı. Açmadı. Deniz griydi. Bir vapur geçti. Selim mektubu çıkardı. Suya bakmadı. Yürüdü.
(Metinler bu soru için özgün olarak yazılmıştır.)
Metin A ile Metin B'yi cümle uzunluğu, betimleme ve söz sanatlarının kullanımı bakımından karşılaştırınız.
Her iki üslubun okurda bıraktığı etkiyi açıklayınız.
Metin B'nin üslubunun küçürek hikâyenin hangi özellikleriyle örtüştüğünü açıklayınız.
Puanlar sorunun kendi içindeki dağılımıdır; senaryo kâğıdında tüm sorular birlikte 100 puana ölçeklenir.